
Bir kadife yumuşaklığıyla tekerlek duvardan çıktı. Norton bu uzay aracı dışındaki her bölümün asırlar önce vakum kaynağı yapıldığına ve yerinden oynamayacağına inandığından elinde dümen tekerleği ile ortada kalıverin-ce son derece hayret etmişti. Gemisinin dümenine geçmiş eski yelkenlilerin kaptanlarından birine benziyordu.
Başlığındaki güneş siperi yüzünün ifadesini Mercer’-den sakladığı için çok memnundu.
Şaşırmış fakat aynı zamanda kendine kızmıştı; belki ilk hatasını yapmıştı bile. Acaba Rama’nın içinde alarm zilleri çalıyor muydu? Acaba bu düşüncesizce hareketi tehlikeli bir mekanizmayı harekete geçirmiş miydi? Fakat Endeavour’dan hiçbir değişiklik olmadığı raporu geldi. Gemideki araçlar hafif ısı çıtırtıları ve onun hareketlerinden başka hiçbir şey kaydetmemişlerdi.
„Evet Kaptan — tekerleği çevirecek misin?” Norton bir kez daha kendisine verilen emirleri düşündü. „… Kararını kendin ver fakat ihtiyatlı ol…” Eğer her hareketini görev kontrola danışacak olsa hiçbir şey yapamazdı. Mercer’e sordu: „Senin düşüncen ne Kari?” „Bunun bir çıkış kapısının el kontrolü olduğu belli. Belkide enerji düşmesi halinde acele durumlarda kullanılmak için yapılmıştır. Ne kadar ileri olursa olsun her teknoloji böyle önlemlere muhakkak baş vurur.” „O halde muhakkak arızalara karşı da otomatik kontrolü vardır,” diye Norton kendi kendine söylendi. „Ancak sistem için bir tehlike yoksa çalışır bu…” Dümen dolabının karşılıklı iki çubuğunu elleriyle kavradı, ayaklarını sıkıca yerde dayadı ve tekerleği döndürmeyi denedi, tekerlek hareket etmedi. „Bana yardım et” dedi Mercer’e. Her ikisi de birer çubuktan tutarak bütün güçleriyle tekerleği çevirmeye çalıştılar fakat en ufak bir kımıldama olmadı.
Elbette Rama’daki saatlerin ve türbişonların onların Dünya’da alıştıkları yöne dönmesi şart değildi.
„Diğer yönü deneyelim” diye Mercer teklif etti. Bu kez mukavemet yoktu, tekerlek rahatça tam bir daire çevirdi, sonra çok yumuşak şekilde bir mekanizma çalışmaya başladı.
