
Dr. Perara, galiba bize anlatmak istediğiniz bazı fikirleriniz var.” Elçi Bose, bir an yaşlı bilim adamı ve aralarındaki tek astronom olan profesör Davidson’a ilk sözü vermesi gerektiğini düşündü. Fakat yaşlı evren bilimcinin hâlâ hafif bir şok geçirmekte olduğu ve kendini toplamamış olduğu görülüyordu. Bütün profesyonel meslek yaşamı boyunca Profesör, evrene dev çekim, mıknatıslık ve radyasyon güçlerinin egemen olduğu bir alan gözüyle bakmıştı. Hayatın maddenin düzeninde önemli olduğuna hiç inanmamış ve Dünya, Merih ve Jüpiter’de hayatın belirmesini de tümüyle rastlantıya bağlamıştı.
Fakat şimdi hayatın sadece Güneş Sistemi dışında da var olduğu değil, aynı zamanda insanlığın erişebildiğinin veya önündeki yüzyıllarda erişebileceğini umduğunun çok ötesindeki ölçülerde var olduğuna ait bir kanıt vardı. Üstelik Rama’nm bulunuşu, Profesör Olaf’ın yıllardır savunduğu başka bir fikre de meydan okuyordu. Ara sıra gönülsüz bir şekilde, başka yıldız sistemlerinde hayat olabileceğini kabul etmişti — fakat bu onca manasız bir tartışmaydı ve o herzaman hayatın yıldızlararası uçurumları aşmayı başaramayacağı fikrini savunmuştu.
Eğer Kumandan Norton’un bu dünyanın bir mezar olduğu hususundaki düşüncesi doğru ise, Romalılar belki de gerçekten başaramamışlardı. Fakat hiç olmazsa geleceğe yüksek güvenlerini gösteren bir girişimde bulunmuşlardı. Eğer böyle bir olay bir kere olduysa, üç milyardan fazla güneşi olan Samanyolunda defalarca tekrarlanmış demekti… ve biri… bir yerde, sonunda başarılı olmuş olmalıydı.
Bu da, Dr. Carlisle Perera’nm hiçbir kanıtı olmayan fakat oldukça taraftar toplamış olan yıllardır savunduğu teziydi. Dr. Perera şimdi çok mutlu fakat aynı oranda düş kırıklığına uğramış bir insandı. Rama onun görüşlerini harikulade bir şekilde kanıtlıyordu — fakat o ise; Rama’dan içeri giremiyor hatta onu gözleriyle bile göremiyordu. Şu anda şeyten birdenbire ona gözükerek aniden onu Rama’ ya nakletmeyi teklif etse, şartlarını bile okumadan önüne süreceği sözleşmeye imzasını atardı.
