
„Ve şimdi” Kari Mercer kendi kendine söylendi „ilk kararımı vermek zorundayım. Bu merdivenleri yukarı mı çıkacağım yoksa aşağı mı ineceğim?” Bu soru önemsiz değildi. Esas olarak hâlâ sıfır çekim gücü içindeydiler ve bir insan bu durumda her iki fikri de kabul edebilirdi. Biraz gayretle Mercer kendini, yatay bir düzlük üstünde olduğuna veya dikey bir duvarla karşı karşıya bulunduğuna veya bir uçurumun kenarında durmakta olduğuna inandırabilirdi. Karmaşık bir görev almış bir sürü astronotun yanlış koordinatlar seçiş nedeniyle ciddi psikolojik problemlerle karşılaştıkları bilinen bir şeydi.
Mercer başı önde olarak yüzer gibi gitmeye karar verdi. Başka türlü bir iniş çok hantalca olacaktı, ayrıca bu yolla önünde neler bulunduğunu kolaylıkla görebilecekti. Böylece ilk birkaç yüz metrede yukarı tırmanmakta olduğu düşüncesine kapılacak, ancak gittikçe artan çekim gücü onu bu fikrinden ayırmaya ve tam zıt şekilde düşünmeye zorlayacaktı.
İlk basamağı kavradı ve kendini yavaşça merdivenler boyunca çekmeye başladı. Hareket tıpkı deniz dibinde yüzüyormuşçasına kolaydı — ayrıca burada arkasında suyun girdabının yarattığı hafif çekim de yoktu. O kadar kolay ilerliyordu ki, içinde çok daha hızlı gitmek arzusu uyandı. Fakat Mercer böyle alışılmışın dışı durumlarda acele etmeyecek kadar tecrübeliydi.
Başlığındaki kulaklıklardan iki arkadaşının muntazam soluklarını duyuyordu. Bu, onların durumunun iyi olduğunu gösterdiğinden gereksiz konuşmalarla vakit kaybetmedi. Arkaya bakmak için büyük arzu duymasına rağmen merdivenin ucundaki platforma ininceye kadar riske girmemeye karar verdi.
Basamaklar düzenli olarak yarımşar metre aralıklarla yerleştirilmişti. Tırmanmanın ilk bölümünde Mercer birkaç tanesini atlayarak geçmiş, fakat onları dikkatle saymayı ihmal etmemişti, iki yüzüncü basamak yakınlarında ağırlığı ilk olarak belirgin şekilde hissetmeye başladı. Rama’nın dönüşü kendini belli etmeye başlamıştı.
