
İnsanlar günlük kullandıkları araçları saklamak zahmetine nadiren katlandıklarından, gördükleri herşey hakiki değildi. Fakat kopyesini yapmaları gerekince bunu büyük bir dikkatle yeniden yapmışlardı.
Böylece genç Bili Norton kendini Büyük Batı Demir-yolu’nun otuz kilometre uzunluğundaki dümdüz yolu üzerinde saatte yüz kilometre hızla giden ve iki yüz yaşında gözüken bir lokomotifin ocağına kömür atarken buluver-mişti. Demiryolu gerçekten eskiydi. Ortaya çıkarılması, üzerinde tren işler hale gelmesi büyük çaba ve masraf gerektirmişti.
Düdük çalarak bir tepenin içinden dalmışlar, dumanlı, kıvılcımların aydınlattığı bir karanlıkta şaşılacak kadar uzun bir yol gittikten sonra tünelden derin, eğri ve çimen-li duvarların arasında kalmış tam anlamıyla düz bir vadiye çıkmışlardı. Çoktan unutmuş olduğu bu sahne şimdi hemen hemen aynı olarak önünde uzanıyordu.
Teğmen Rodrigo seslendi, „Ne oluyor kaptan, bir şey mi buldunuz?” Norton kendini içinde bulunduğu gerçeğe çekerken zihnindeki baskının bir kısmından kurtulduğunu hissetti. Burada bir sır vardı — evet; fakat bu, insan anlayışının ötesinde olamazdı. Bir ders almıştı ve bu deneyi arkadaşlarına anlatmaya henüz hazır değildi. Ne pahasına olursa olsun Rama’nın onu ezmesine izin vermemeliydi. Bu, başarısızlığa yol açabilirdi. „Hayır” diye cevap verdi „burada bir şey yok. Beni yukarı çekin. Doğruca Paris’e gidiyoruz.”
