
Düşünceler içinde küçük vadinin uzunluğu boyunca yürümeye başladı. Hâlâ onun beline bağlı ipi tutan arkadaşları uçurumun üstünden onunla beraber yürüdüler. Norton daha fazla birşey bulabileceğini sanmıyordu, fakat kendini kaptırdığı hislerin hemen kesilmesini istemiyordu. Onu rahatsız eden başka bir şey daha vardı, bunun da Rama’nın açıklayamadığı yeniliği ile ilgisi yoktu.
On-on beş metre kadar yürümüştü ki birden bunun ne olduğunu anladı.
Bu yeri biliyordu. Burada daha önce bulunmuştu. Dünya’da veya başka bir gezegen üzerinde böyle rahatsız edici hislere kapılma olayları az rastlanan şey değildi. Birçok insan arasıra bazı olayları daha önce yaşadıkları hislerine kapılırlar, fakat bunu eski bir fotoğraf veya büyük bir rastlantı gibi karşılayarak üzerinde durmaz, unuturlardı. Veya başka bir akıldan aldıkları telepatik bir haber veya geleceklerinden bir görüntü olarak kabul ederlerdi.
Fakat, hiçbir insanın daha önce görmediği bir yeri tanımak — işte bu çok sarsıcıydı. Norton birkaç saniye yürümekte olduğu kristal yüzey üzerinde duygularını güç-lendirebilmek için kımıldamadan durdu. Düzenli evreni tersine dönmüş ve o, bütün yaşamı boyunca inatla reddet tiği saçmalıklara inanacak duruma gelmişti.
Sonra, birden büyük bir ferahlık duydu. Sağlam mantığının yardımıyla, onu sıkan, boğan hisler iyice hatırladığı bir gençlik anısına dönüştü.
Evet, gerçekten bir zamanlar böyle meyilli bir şekilde aşağı inen duvarlar arasında durmuş ve onların çok uzakta birleşircesine uzaklaştığını seyretmişti. Fakat duvarlar metal değil, çok temiz biçilmiş çimenle ve bastığı yer de sert kristalle değil, kırık taşlarla kaplıydı.
Bu olay otuz yıl önce İngiltere’deki bir yaz tatilinde olmuştu.
