Dr. Stenton bazı çabuk hesaplar yaptı. Karşısında beliren rakamlar ona bile inanılması çok güç geldi. Bu küçük dünyanın ekvatorundaki dönme hızı saatte bin kilometreden fazla olmalıydı; kutupları dışında bir yere iniş yapmak çok tehlikeli olabilirdi. Rama’nın ekvatorundaki santrifüj kuvvet o bölgede açıkta olan herhangi bir cismi yaklaşık olarak 1 gravitelik bir güçle uzaya savurmaya yeterdi. Rama; üzerinde hiçbir zaman kozmik yosun tu-tunamayan, yuvarlanan bir taştı. Böyle bir cismin, bu şartlarda çoktan milyonlarca parçaya ayrılmadan sağlam kalabilmesi şaşırtıcı bir şeydi.

Kırk kilometre çapında, dört dakikalık bir dönme devresine sahip bir kütle — bu, astronomik tablodaki cisimlerin hangisine sığardı? — Dr. Stenton düş gücü olduk — 10 ça kuvvetli ve çeşitli olasılıklara kolayca geçebilen bir insandı. O anda aklına takılan düşünce onu birkaç dakika rahatsız etti. Yukarıca saydığı niteliklere göksel hayvanat bahçesinde tek uyan örnek sadece içine çökmüş bir yıldız olabilirdi. Belki de Rama; santimetre küpü milyarlarca ton çeken, çılgınca dönen bir nötron küre… bir ölü güneşti.

Bir anda H. G. Wells’in ölmez klasiği „Yıldız” Dr. Stenton’un hafızasında bütün tazeliği ve dehşetiyle canlandı. O kitabı küçük bir çocukken okumuştu. Astronomiye ilgisini kamçılayan da zaten bu kitap olmuştu. Yazılışından bu yana iki yüz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen kitap, sihir ve canlılığından bir şey kaybetmemişti. Yıldızlardan gelen ziyaretçinin Jüpiter’e çarptıktan sonra Güneş’e doğru düşerken Dünya’nın yakınından geçmesiyle oluşturduğu kasırgaların, dev dalgaların, denize kayan, yok olan şehirlerin zihninde çizdiği resimleri hiç unutmamıştı. Gerçi ihtiyar Wells’in çizdiği yıldız soğuk değil, akkor haldeydi ve yok etme gücünü ısıdan alıyordu; fakat bu pek önemli değildi, çünkü Rama sadece Güneş ışığını yansıtan soğuk bir cisim de olsa, çekim gücüyle ateş kadar kolaylıkla öldürücü olabilirdi.

Güneş Sistemi’ne giren yıldız kütlesinde herhangi bir cisim gezegenlerin yörüngelerini tam anlamıyla bozacaktı.



6 из 213