
Giriş Kontrol: „Yalnız yüz metre ilerinizde” dedi. „Yavaşlasamz iyi olur.” Bu uyarıya gerek yoktu. Onlar yavaşlamışlardı bile. Kenarında durdukları düzlükten deniz kıyısma. tabii eğer bu da o esrarengiz kristale benzeyen maddeden değil de bir deniz ise — elli metrelik dik bir uçurum vardı. Norton’ un herkese Rama’nın içinde gördükleri herhangi bir şeyi almanın tehlikeli olacağını anlatmasına rağmen bazıları hâlâ denizin buzdan yapılmış olduğundan kuşkulanıyorlardı! Acaba hangi akla yatkın bir nedenle güney kıyılarındaki uçurum buradaki gibi elli metre değil de, beş yüz metre yükseklikteydi? Sanki dünyanın sonuna yaklaşıyorlardı: önlerindeki oval ışık gittikçe kısalarak birdenbire kesiliverdi. Fakat akta denizin eâri yüzeyi üzerinde korkunç ve amış gölgeleri her hareketlerini ürkütücü şekilde büyüterek gözüktü. Bu gölgeler ışığın içinde yürüdükçe onlara yol boyu arkadaşlık etmişti. Fakat uçurumun kenarında kırılıp buzda yansıyınca artık onların bir parçası gibi görünmüyorlardı. Silindirik Deniz’de yaşayan ve bölgelerine girecek davetsiz misafirlerle hesaplaşmaya hazırlanan yaratıklara benziyorlardı.
Elli metrelik uçurumun kenarında durduklarından ilk kez olarak Rama’nın eğriliğini değerlendirme mümkün olabiliyordu, içlerinden hiçbiri donmuş bir gölün yukarıya kıvrılarak bütün bir Silindirik yüzeyi kapladığını görmemişti. Bu kesinlikle tedirgin edici bir görüntüydü ve gözleri başka bir yorum yapabilmek için onlara yardımcı olmaya çalışıyordu. Bir zamanlar göz aldanmaları üzerine çalışma yapmış olan Dr. Ernst bile ilk anlarda yatay olarak eğri bir körfeze bakmakta olduğunu sandı. Bu fantastik gerçeği kabullenebilmek için bilinçli bir çaba harcamak gerekiyordu.
Yalnız tam önlerinde, Rama’nın eksenine paralel olan hat normalliğini koruyordu. Sadece bu yönde görüntü ve mantık arasında bir uyum vardı. Burada — hiç olmazsa birkaç kilometre için — Rama düz görünüyordu ve düzdü de… Ve orada, biçimi bozulmuş gölgelerinin arkasında, ışığın sınırlarının dışında Silindirik Deniz’e hükmeden ada yatıyordu. „Giriş Kontrol…” Dr. Ernst radyodan seslendi, „lütfen ışığı New-York’a çevirin.” Oval ışık denize doğru kayarken Rama’nın gecesi birden üzerlerine çöküverdi. Görünmeyen uçurumun ayakları dibinde olmasının bilinciyle hepsi birkaç metre geriye çekildiler. Sonra, sanki sihirli bir sahne değişimiyle New-York’un kuleleri ortaya çıktı.
