„Bütün yolu sonuna kadar gitmeye hazırlanıncaya kadar artık daha fazla ilerlememize gerek yok.” „Tamam, dönüşünüzü zamanla ölçüyoruz, fakat acele etmeyin.” Merdivenleri üçer dörder zıplayarak çıkmaya başlayınca Mercer, Calvert’in çok haklı olduğunu bir kere daha kabul etti. Bu merdivenler aşağı değil, yukarı doğru yürümek için yapılmıştı. Bir insan arkasına bakmadıkça ve yükselen eğrinin baş döndürücü uçurumunu düşünmedikçe tırmanış çok kolay bir deneme oluyordu. Fakat, iki yüz adımdan sonra baldır kaslarında bazı ağrılar hissetmeye başladı ve yavaşlamaya karar verdi. Arkasındakiler de aynı şeyi yaptılar. Omuzunun üzerinden geriye kısa bir bakış atınca onların epeyce geride kalmış olduklarını gördü.

Tırmanış tümüyle olaysız geçiyordu, önlerinde yalnız sonsuzmuşçasına uzanan merdivenler vardı. En üst platformun hemen dibindeki basamakta bir kez daha durdukları zaman artık açıkça yorgunluktan sallanıyorlardı. On dakika dinlendikten sonra son dikey kilometreyi de çıkmaya başladılar.

Zıpla — bir basamak yakala — zıpla — yakala — zıpla — yakala… bu iş kolay, fakat o derece sıkıcı bir tekrarlamaydı ki dikkatsizlik tehlikesi yaratıyordu. Merdivenin yarısında beş dakika daha dinlendiler. Artık bacak-

lan kadar kolları da ağrımaya başlamıştı. Mercer bir kez daha tırmandıkları bu dikey merdivenlerin sadece bir bölümünü görmelerinin ne kadar iyi bir şey olduğunu düşündü. Merdivenin, ışıklarının ulaştığı yerin az ötesine kadar uzandığına ve biraz sonra biteceğine kendini inandırmak zor değildi.

Zıpla. bir basamak yakala — zıpla… sonra birdenbire merdivenler gerçekten bitiverdi. Artık tekrar ağırlıksız eksen dünyasında ve kendilerini endişeyle bekleyen arkadaşlarının arasmdaydılar. Bütün yolculuk bir saatten biraz az sürmüştü ve hepsi alçakgönüllü bir başarı duygusu içindeydiler.

Fakat kendilerinden böyle memnun olmaları için henüz çok erkendi. Çünkü, bütün bu çabaya rağmen bu dev merdivenin ancak sekizde birini yürümüşlerdi.



43 из 213