
Bu arada beşinci platforma varmışlardı, önlerinde inilecek sadece bir merdiven kalmıştı. Artık çekim. Dünyadakinin hemen hemen yarısına eşit hale gelmişti. Sonunda Rama’nın santrfüj dönüşü gerçek gücünü göstermeye başlamıştı. Kendilerini her gezegende hüküm süren ve en küçük bir ayak kaymasını bile acımasızca cezalandıran amansız güce — yerçekimine teslim etmişlerdi. Aşağı iniş hâlâ çok kolaydı, fakat bu binlerce ve binlerce merdiveni geri çıkma düşüncesi onları oldukça rahatsız etmeye başlamıştı.
Merdivenler çok yukarıda baş döndürücü dikliği bırakmıştı ve gittikçe yatay bir eğimle aşağı uzanıyordu, eğim başlangıçta 5’e, 1 iken şimdi Ve, 5’ti. Gerek fiziksel, gerekse psikolojik yönden basamaklardan normal bir iniş artık mümkündü. Sadece hava basıncının azlığı onlara bu merdiveni Dünya üzerinde inmediklerini hatırlatıyordu. Norton bir zamanlar eski bir Aztek kentinin kalıntılarını ziyaret etmişti. O ziyarette edindiği tecrübeyi şimdi yüzlerce kez gözünde büyüterek hatırlıyordu. Burada da aynı hayranlık, esrar ve kaçınılmaz şekilde yok olmuş bir geçmişin hüznü vardı. Ancak zaman ve yer bakımından ölçüler o derece büyük ve değişikti ki, insan aklı doğru hüküm veremiyor, bir süre geçtikten sonra uyum sağlayabiliyordu. Norton Rama’yı tümüyle inceieyebilme şansını bulabilecek miydi? Bunu merak ediyordu.
Diğer taraftan Dünya’daki harabelerle Rama arasında başka bir farklılık daha vardı. Rama, Dünya’da sağlam kalmış herhangi bir yapıdan — hatta Büyük Piramit’ten yüzlerce kez daha eskiydi. Fakat her şey o kadar yeni görünüyordu ki! Hiçbir aşınma ve yıpranma izi yoktu.
