
Norton bu bilmecenin üzerinde epeyce düşündü ve kendince geçici bir açıklama buldu. Şu ana kadar inceledikleri herşey çok ender olarak kullanılan acil ihtiyaç destek sistemiydi. Dünyada bilinmeyen bedensel bir yapıya sahip olmaları dışında, Rama’lıların bu inanılmaz merdiveni ve karanlıkta gözükmeyen iki arkadaşını çıkıp indiklerini sanmıyordu. Belki de bu merdivenler Rama ilk inşa edilirken gerekmiş ve o zamandan beri kullanılmamıştı. Bu fikir ilk anda akla yatkın geliyorsa da yine içi rahat değildi… bir yerde… bir eksiklik vardı.
Son kilometreyi kaymadılar, bunun yerine iki basamağı kapsayan uzun, yumuşak adımlarla indiler. Norton kaslarını daha sıkı bir çalışmaya zorlamaları gerektiğini çünkü yakında buna çok ihtiyaçları olacağını düşündü.
Bu düşünceler arasında birdenbire merdivenlerin sonu geliverdi — önlerinde, ana girişin projektörlerinin onlara zayıf şekilde erişen ışığı altında birkaç yüz metre öte-lerindeki karanlıkta kaybolan koyu gri bir düzlük vardı.
Norton başını kaldırarak artık kendilerinden sekiz kilometre yukarıda olan ışık kaynağına baktı. Mercer’in oradan onları teleskopla izlediğini biliyordu. Neşeli bir ifadeyle ona el salladı. Radyosundan „Kaptanınız konuşuyor” diye seslendi, „Hepimiz çok iyiyiz — olay yok. Planladığımız gibi devam ediyoruz.” Mercer cevapladı.
„Güzel, sizi izliyoruz.” Bir anlık bir sessizlikten sonra başka bir ses devreye girdi. „Ben ikinci kaptan, gemiden konuşuyorum. Kaptan, gerçekten bu yeterli değil. Biliyorsunuz haber ajansları bir haftadır kıyameti koparıyorlar. Ölümsüz bir şiir beklemiyoruz, ama deminkinden daha iyi birşeyler söyleyemez misiniz?” Kaptan güldü: „Deneyelim, fakat henüz ortada görülecek birşey olmadığını belirteyim. Burada şey… bir tek spot ışığı olan büyük karartılmış sahnede duruyor gibiyiz. Merdivenin ilk birkaç yüz basamağı karanlıkta gözden kayboluncaya kadar üzerimizde yükseliyor.
