
Kilisenin taraftarlarının bir çoğunun çeşitli görevlerle uzayda çalışmaları çok normal sayılıyordu; istisnasız hepsi yeterli, dürüst ve tam anlamıyla güvenilir insanlardı. Herkes tarafından sevilir ve saygı görürlerdi. Başkalarını kendi dinlerine çevirmek için etkilemeye çalışmazlardı. Fakat bütün bunlara rağmen garip bir tarafları vardı. İleri bilimsel ve teknik eğitim görmüş bu adamların gerçek leri öğrenmelerine rağmen böyle şeylere nasıl inandıklarına Norton’un bir türlü aklı almıyordu.
Joe’nin oldukça şaşırtıcı sorusuna Teğmen Rodrigo’ nün cevabını beklerken Norton kendisi ile gelecek ekip ete-manlarmı nasıl seçtiğini düşündü. Boris’i bedensel uygunluğu, teknik yeterliği, tam anlamıyla güvenilir bir insan oluşu nedeniyle üçüncü adam olarak seçmişti. Acaba aynı zamanda Teğmen’i farkında olmadan kafasındaki merak nedeniyle mi yanına almıştı? Böyle bir dinsel görüşü olan bir insan Rama’nın gerçekleri karşısında nasıl davranacaktı? Belki inancını sarsacak bir şeyle karşılaşacak… belki de onu kanıtlayan birşey bulacaktı.
Boris Rodrigo her zamanki tedbiri ile Joe’nin tuzağına düşmedi.
„Oksijen soluyan yaratıklar oldukları belli” dedi. „İnsana benzeyen yaratıklar da olabilirler. Bekleyelim, göreceğiz. Biraz şansla neye benzediklerini öğrenebiliriz. Burada resimler, heykeller hatta eğer bunlara şehir diyebi-lirsek bu şehirlerde cesetlerini bile bulabiliriz.” Calvert ümitle devam etti.
„Ve en yakın şehir yalnız sekiz kilometre ötemizde.” Norton „evet” diye düşündü, fakat sekiz kilometre de geriye dönüş, sonra da tekrar tırmanılacak şu bunaltıcı merdivenler… bu riske girebilir miydi? Paris adını verdikleri şehre çabuk ve kısa bir ziyaret Norton’un ilk yapılacak işler planı içindeydi, ve şimdi karar vermek zorundaydı. Yirmi dört saat aşağıda kalmalarına yetecek bol su ve yiyecekleri vardı. Ana girişteki destek ekibi tarafından devamlı göz altında olacaklardı.
